GEZİ DEVRİMİ

Türkiye’de kavramların arkasına saklanan, sığınan siyasetin sonuna gelindiğinin habercisi, Gezi’de büyük bir siyasi düşünsel devrim başlamıştır.

31 Mayıs’ı 01 Haziran’a gece saat 02.30’da Anadolu yakasında müthiş bir tencere-tava protestosuyla uyandım. Evlerde ışıklar yanıp sönüyordu. İstanbul’lu Gezi’ye müdahaleyi evlerinden protesto ediyordu. Aslında eylem evlerde yapılıyordu, Polisin gaz atamadığı evlerden.

01 Haziran günü tünelden İstiklal’e onbinlerce kişinin arasında yürüyerek girdiğimde sanki Temmuz 1789’un Fransa’sında olduğumu düşündüm. İstiklal’de tüm dükkanlar kapalıydı. Yaşlı ve isli binalarda bir kez daha tarihe tanıklık etmenin onuru ve insana kıyanlara kızgınlığın ağır hüznü vardı. Her yerde direnişin ve müdahalenin izleri, sloganları vardı. Yoğun gaz solumadan ciğerlerimde gittikçe ağırlaşan bir sancı başlamıştı. Ağzım, burnum ve boğazım yanıyor gözlerim acıyla yaşarıyordu. Onbinlece insan iki yönde yolun sağını gidiş istikameti olarak belirlemiş, karşılıklı yürüyorlardı. İstiklal’den Taksim’e kadar her 100 Metrede bir, bir baskıya ve dayatmaya başkaldırı vardı. Kimi; “şerefine…..şerefine” diye karşılıklı bira şişelerini kaldırıyor, kimi; “bizim gibi üç çocuk ister misin?” diye bağırıyordu. Sloganlar siyasetin tahakkümüne, tarzına yönelikti.

Ne kadar yalnızca halka mensup halk varsa oradaydı. (sağcı, solcu, alevi, sunni, Türk, Kürt, okumuş, cahil, dindar, ateist) Onların çoğunlukla bir ortak yanları vardı ; “Apolitik” olmaları. Orada partiler üstü,  yöneticisiz, lidersiz ama her türlü “baskı ve dayatmaya” karşı mücadeleyi sonuna kadar vermeye kararlı, kimsenin güdümüne girmeyecek kadar “birey” olmuş her yaştan insan vardı. Özetle, meydanda devrimin gölgesinden ürküp kenara çekilmiş Devlet ve Hükümet dışında herkes ve her kesim vardı.

İstiklal Caddesi önümüzdeki dönemin “istiklal anlayışının” kurulmasına ev sahipliği yapıyordu. Bu, başta seçilmiş tiranlarınki olmak üzere her türlü baskı ve dayatmaya, yaşam tarzına müdahaleye karşı “bireysel İstiklal” dir.

GEZİ DEVRİMİ

Posted in Genel by Admin. No Comments 37608 Okunma

DÜZELTME METNİ

Yayınlamayacaklarından emin olduğum için Düzeltme hakkımı köşemden de kullanıyorum

İLGİLİ NOTERLİĞE

DÜZELTME

TALEP EDEN             :Av. Dr. Adil Serdar SAÇAN

MUHATAP                 : BEYAZ TV Sorumlu Müdürlüğü

 

KONU                         : 22.11.2011 Tarihli

BEYAZ TV de yayınlanan, ADALET MASASI

Adlı programda aleyhime söylenen sözlerden dolayı

Basın Kanununun Madde 14 ve devamı uyarınca  düzeltme talebidir.

DÜZELTME METNİ

Posted in Genel by Admin. 1 Comment 45772 Okunma

BEN SUÇUMU BİLİYORUM

Aşağıdaki yazı mahkeme tutanağından (devrik cümleler düzeltilmek sureti ile) alıntıdır.

Mahkeme başkanı Köksal Şengün ile üye hakimler Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu’ndan oluşan mahkeme heyeti tarafından 11.01.2010 tarihli oturum açıldı.

Sanık Adil Serdar Saçan huzura alındı.

Mahkeme Başkanı:” Avukatlarınız hazır.”

Sanık Adil Serdar Saçan:” Hazır efendim.”

Mahkeme Başkanı:” Suçlandığınız konularla ilgili susma hakkına her zaman sahipsiniz. Lehinize olan tüm delilleri toplatma hakkına sahipsiniz. Savunmanızı hazırladınız mı hazır mısınız?”

Sanık Adil Serdar Saçan:” Hazırım.”

SANIK ADİL SERDAR SAÇAN SORGU VE SAVUNMASINDA

……..Efendim savunmamı iki bölüm halinde yapacağım. Tuncay Özkan buraya çıktığında şunu söylemişti; “suçumu öğrenmek istiyorum”. Ben suçumu biliyorum, ama terör örgütü üyeliği değil suçum. Neler olduğunu anlatacağım biraz sonra.

BEN SUÇUMU BİLİYORUM

Posted in Genel by Admin. 1 Comment 91800 Okunma

DIŞ POLİ(S)TİKA


MISIR

Muhalifler Sevinmiş,

Mısır’da Mübarek yönetimi bir askeri darbeyle sonlandırıldı. Bizdeki demokrasi havarileri darbecileri desteklediler, hem de bağıra çağıra. O zaman ileri demokrasinin ne kadar Amerikalı bir kavram olduğunu bir kez daha anlamıştık. Son seçimlerde %81 oy alan Mübarek birden kötü adam oldu ve kendisine bu kadar oy veren halk tarafından gerçekleştirilen ayaklanama sonucu yapılan askeri darbeyle görevden uzaklaştırıldı. Geçen gün ömür boyu hapse mahkum edilen Mübarek için bizim basında atılan başlıklar ilginç; “son firavun’a müebbet”. Amerikan patentli Müslüman böyle olunur işte.

SURİYE

Tarih 23.12.2009

Ajanslara düşen haber şöyle;

DIŞ POLİ(S)TİKA

Posted in Genel by Admin. 1 Comment 21194 Okunma

NEDEN ARENA?

AKP İstanbul kongresi statta yapılınca Bizim statların kapasitelerine bir baktım.Resmi verilere göre Atatürk Olimpiyat Stadının kapasitesi 76.000 Arena’ nın ki ise 52.000. 100.000 kişiyi stada doldurmak isterseniz herhalde en büyüğünü düşünürsünüz. Neden Arena? Galatasaraylılardan rövanş alınmıştır. Hem de 52.000′e 100.000’le. Vay garip ülkem vay.

Benzerliğe bak,

Irak’ta Saddam, Suriye’de Esat, Libya’da Kaddafi, Almanya’da Hitler’in düzenledikleri mitinglerde sayı hiç 100.000’den aşağı düşmedi.Geçmiş olsun.Vay garip ülkem vay.

Kürtaj yasaklansın!

Bence yalnızca kürtaj değil çocuk yapımını engelleyen prezevatifler de yasaklanmalı! Hatta üretim yapan fabrikalar yakılmalı. Herkes haddini bilmeli. Vay garip ülkem vay.

Kürtajın yasaklanmasını dört gözle bekleyenler var,

NEDEN ARENA?

Posted in Genel by Admin. 1 Comment 19206 Okunma

ŞEHİTLERİMİZE RAHMET OLSUN


Geçtiğimiz hafta Kayseri ve Şırnak’ta verdiğimiz şehitlere çok üzüldük yine, Allah rahmet eylesin. Vatanına sahip çıkmak için şehit olanlara ne mutlu. Onların şahadetinden siyasal sonuçlar çıkartma peşinde koşanlara da lanet olsun.

Şimdi ABD’de mukim bir polgazeteci, önümüzdeki hafta hangi bölgede kaç şehit vereceğimizi yazar herhalde. O ve O’nun gibilere bu bilgileri nereden edindiklerini sormaya çekinmeyecek Savcılar’ da vardır eminim bu ülkede!

Ahırı kapatın,

2000-2001-2002 yıllarında her Cuma günü Ayasofya meydanında “kafir iktidar” “Ayasofya’yı kilise yapan kafirler” vs. slogan ve homurdanmalarıyla gösteri yapanlar vardı. 10 yıldır iktidar kafir olmayanların(!) elinde, neden hala Ayasofya’nın ahırında namaz kıldırıyorsunuz Müslümanlara? Ayıp olmuyor mu? Ahırı kapatın, camiyi açın.

Ayeti yasaklarsan fetih olur mu?

ŞEHİTLERİMİZE RAHMET OLSUN

Posted in Genel by Admin. Yorumlar Kapalı 9695 Okunma

GÜNDEME DAİR KISA KISA


Bundan böyle birkaç günlük periyotlarla gündemle ilgili görüş ve düşüncelerimizi yazmanın  dostlarımızın tavsiyesi olduğunu belirterek gündeme geçelim.

1-19 Mayıs Kutlu Olsun,

Tüm Türkiye Cumuhuriyeti yurttaşlarının 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik Ve Spor Bayramı kutlu olsun. Kimse üzülmesin, endişelenmesin, iktidar takımının en iyi yönü bizleri kendimize getirici adımlar atmasıdır.Bu güne kadar niyetlerini söylüyorduk inandıramıyorduk, e şimdi görüyorsunuz. Hadi inanmayın da görelim.

Atatürk’ü Padişah görevlendirmiş” diyorlar, o tarihte Recep Bey hayatta olmadığından, Mustafa Kemal de Osmanlı Devleti’nin Paşası olduğundan Padişahın görevlendirmiş olduğunu bilmek zeka işidir herhalde!

Nutuk’ta yukarıdaki iddiaya Atatürk şöyle yanıt veriyor;

“1919 yılı Mayısının 19 uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş: Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir “Ateşkes Anlaşması” imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Genel Savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki Hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.” Eh, risale okumaktan fırsat bulursanız Nutuk isimli kitabı okuyun da gözünüz gönlünüz açılsın.

GÜNDEME DAİR KISA KISA

Posted in Genel by Admin. 2 Comments 11626 Okunma

HODRİ MEYDAN

Bir şeyin haklı olduğunu bildiğin halde o şeyden yana çıkmazsan,
korkaksın demektir. Konfüçyus

Bendenizi 6 kez meslekten çıkartmak, hakkımda yüzlerce dava açmak, evladımla tırların altına sokup parçalamak, soruşturmasını yaptığım olaylara dahil edip tutuklatmak ve 16 ay hapiste yatırtmak, mahkeme ve soruşturma raporlarıyla iftira ve yalan oldukları kanıtlanmış binlerce şerefsizce ithamlarda bulunmak yetmedi herhalde beylere.

Son zamanlarda yine yüklenmeye başladılar. Hakkındaki her iddiaya  cevap verebilecek tek kamu görevlisi benim herhalde. Hakkımda beş yüz küsur soruşturma açtılar ve bunların %99’u sonuçlandı. Bu nedenle aleyhimde yazanları, atıp tutanları kıyak olsun diye uyarıyorum, her iddianıza belgeli kanıt var, ona göre. Mahkemede terlersiniz sonra. Bundan sonra her iftiraya iki dava geliyor. Birisi kamu görevlisine iftira suçu,  diğeri tazminat.

Huyum değildir arsız seviyesine düşmek ama sükut ikrar sayılmasın.

İDDİA-1

Geçenlerde KISKAÇ adlı bir gizli tanık birinci Ergenekon davasında aldığı talimatları kusuyor; “……Adil Serdar SAÇAN Veli Küçük’ten korktu ve işbirliği yaptı…”. Basında; flaş flaş flaş gizli tanıktan müthiş iddialar” şeklinde veriliyor haber. İlk celsede 13.Ağır Ceza Mahkemesi’ne Veli Küçük’ün evinde ele geçen ve güya benim rüşvet yediğime dair iddiaları içeren notlarla ilgili olarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na kendi hakkımda bulunduğum suç duyurusunun sonucunu içeren belgeyi verdim.2010 tarihli belgede şöyle yazıyor; “Şüpheli Adil Serdar SAÇAN hakkındaki tüm iddialarla soyut ve delil ile emareden yoksundur. Aynı iddialar, Fatih C.Başsavcılığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü müfettişlerince de 2004 yılında soruşturulmuştur. Asılsız oldukları tespit edilmiştir. Kovuşturmaya gerek yoktur”. Yani Veli Beyden korkacak hiçbir şeyim olmadığı ortadadır. Olsun, bu, flaş haber, bizim belgelerimiz ise hikaye. Kıskaç efendi, Veli Küçük’le en ufak bir menfaat ilişkim olduğuna dair,olay,yer,durum söylemeyen ve hatta 25 yıllık meslek hayatım boyunca bir kişiden 1 T.L. aldığımı veya yol verdiğimi İSPAT ETMEYEN ŞEREFSİZDİR.Oldu mu kardeş?

HODRİ MEYDAN

Posted in Genel by Admin. 2 Comments 22075 Okunma

RESMİ İFTİRALAR-1


Ergenekon 2. İddianamesi kapsamında gözaltına alındığımda hakkımda tutuklanmama neden olarak gösterilen iddialar iddianameye göre şöyleydi;

1-“Şüpheli Adil Serdar SAÇAN’ın ikametinden elde edilen CD içerisinde bulunan ve daha önceki aramalarda da elde edilmeyen Ergenekon Terör Örgütü’ne ait örgütsel içerikli;

  • BATI DÜNYASINDAN DEMOKRATİK HUKUK ÖRNEKLERİ İSTANBUL / 11 NİSAN 2000
  • BATI VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN KRONOLOJİK SÖYLEM VE AMAÇLARINA ATATÜRK’ÜN YANITLARI İSTANBUL / 11 NİSAN 2000
  • TÜRKİYE CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANLARI VE 10. CUMHURBAŞKANI ADAYLARI OPERASYON İSTANBUL / 30 NİSAN 2000
  • BİRLEŞİK KOMÜN GİRİŞİM İSTANBUL / 27 HAZİRAN 2000–06 OPERASYON    (daha önceki aramalarda doküman olarak elde edilmiş olan örgütsel dokümanlar şüpheli Adil Serdar SAÇAN’ da dijital olarak elde edilmiştir) dokümanları elde edilmiştir.”

2-“Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü arşiv kayıtları tetkik edildiğinde, 2001 yılında Tuncay Güney ile yapılan mülakat kasetlerinin ve çözümlerinin mevcut olmadığı saptanmıştır.”

3-Şüphelinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ŞubeMüdürü olarak görev yaptığı sırada 16 Mart 2001 tarihli yazıyla İstihbarat Şube Müdürlüğüne DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan alınan soruşturma izni yazısının gönderilmesine karşın,   İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne soruşturma izni haricinde Tuncay Güney’den elde edilen belgeler ile soruşturmaya konu olan ifadelerin gönderilmediği anlaşılmıştır. Şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan savunmasında bu hususu kabul etmiş ve bu durumun gerekçesi olarak da İstihbarat Şubesinin tüm bilgi ve belgelere vakıf olduğunu ileri sürmüştür.”

4-“Şüphelinin kanıt niteliğindeki söz konusu kaset ve dokümanları Emniyet arşivine teslim etmesi gerekirken ortaya çıkmamalarını sağlamak amacıyla yanında götürmüştür. Tuncay Güney ile şube görevlilerinin yaptığı saatler süren mülakata ait kasetler incelendiğinde araştırılması gereken birçok hususun ve ciddiye alınması ve titizlikle araştırılması gereken çok çeşitli iddiaların mevcut olduğu görülmektedir. Bu mülakat sırasında dile getirilen somut iddiaları araştırmak adli polis olarak şüphelinin idaresindeki Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görev kapsamında olmasına rağmen herhangi bir araştırmanın yapılmamış ve sonuçta ERGENEKON terör örgütünün o tarihte soruşturulmasına şüpheli tarafından bilerek engel olunmuştur. Şüphelinin görevini yaparak iddiaları araştırması halinde ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ’ nün o tarihte deşifre olması ve o tarihten sonra gerçekleştirdiği eylemleri yapamaması kuvvetle muhtemeldir”

RESMİ İFTİRALAR-1

Posted in Genel by Admin. 1 Comment 16474 Okunma

HAYATA DAİR SORULAR

 

Hayat, elinde olmadan gelip aynı şekilde gittiğin bir meçhul mü yoksa elinde olmadan gelip gitmeyi hiç hesaplamadığın bir  belirgin mi?

Tecrübe, yaşlandıkça elde ettiğini sandığın pişmanlıklar birikintisi mi yoksa yaşadığından çok gözlemlediğin hayat sekmelerinin tortusu mu?

Tabu, yaşamının her kesitinde yaklaşmayı bile düşünmediğin doğmaların mı yoksa belirledikçe kendini incitmeden yıktığın erişilmez kulelerin mi?

Sevgi, hayatının aklına galip gelen tek eseri mi yoksa olduğunu sandığın olmamışlıklar mı?

Aşk, birini doyumsuz ve sınırsız sevme erdemi mi yoksa onu elde dene kadar kendini hissetmeye ve inandırmaya zorladığın serkeş sevgi hali mi?

Para, yaşamının amacı mı yoksa amacının aracı mı?

HAYATA DAİR SORULAR

Posted in Genel by Admin. 2 Comments 25361 Okunma

İŞKENCECİ SİZSİNİZ

Yıllarca yazdılar, parayla satın aldıkları tv programlarında atıp tuttular, hayasızca, ahlaksızca iftiralar attılar ve sonunda yenildiler. Bağımsız Türk yargısı yanıtlarını ve ağızlarının paylarını verdi. Avukatımın kamuoyu açıklamasını aynen yayınlıyorum. Çünkü ar damarları çatladığı için beraat kararlarımızı hiçbir yerde yazmıyorlar. Kendileri kara, vicdanları kara, ruhları kara olduğu için gerçekleri yazamıyorlar. Aleyhimize en küçük olayı son dakika haberi olarak veriyorlar, ama yazdıkları mahkeme kararıyla yalan çıkınca tıs yok. Açıklama şöyle;

“Kamuoyuna Açıklama

Müvekkil Av.Dr. Adil Serdar Saçan’ın müdürlüğünü yaptığı, Organize Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından kamuoyunda Adnan Hocacılar olarak bilinen gruba 1999 yılında bir dizi operasyon yapılmıştır.

Bu tarihten yaklaşık 6 yıl sonra, yani 2005 yılında müvekkil ve şubesinde görevli bir kısım amir aleyhine İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “işkence” iddiasıyla dava açılmıştır. Bu davada müvekkil ve diğer sanıklar 2006 yılında ifadelerini vermişler ve dava ile ilgili delillerini sunmuşlardır. Davacı tarafın her celse yeni ortaya attığı iddialar ile dava, yaklaşık 6 yıl sürmüş ve nihayet 28.12.2011 tarihinde müvekkil dahil tüm sanıkların BERAATiyle sonuçlanmıştır.

İŞKENCECİ SİZSİNİZ

Posted in Genel by Admin. 9 Comments 28265 Okunma

MAFYAYLA MÜCADELENİN BEDELİ


Yıl 1996.. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğü emrine müdür yardımcısı olarak atandım.

1996-1998 yılları arasında İstanbul’un;

- Tüm denizden mazot kaçakçılığı yapanlarına,

- Polonya Pazarına,

- Tahtakalesine, Doğubankına,

- Dolandırıcılarına (Titancılar dahil),

- Kalpazanlarına (Dünyanın en büyük sahte dolar operasyonları dahil),

- Hayali ihracatçılarına (eski devlet bakanlarının şirketleri dahil)

- Oto, kağıt, sigara kaçakçılarına,

- Sahtecilerine,

-Rüşvetçilerine,

MAFYAYLA MÜCADELENİN BEDELİ

Posted in Genel by Admin. 12 Comments 17476 Okunma

ALLAH RAHMET EYLESİN KAŞİF AĞABEY

Geçen yaz eski koğuş arkadaşım Hasan Atilla Uğur’u Cezaevinde ziyarete gitmiştim. Bana, koğuş arkadaşı Kaşif Kozinoğlu’ndan bahsederek “Adil, Kaşif abi çok düzgün adam, iyi anlaşıyoruz. Senden bahsettim, tanışmak istiyor” deyince bir dahaki ziyaret listeme rahmetliyi de yazdırdım.

Karşıma son derece atletik yapılı, zeki ve bir o kadar dik duruşlu şerefli bir Türk evladı gelmişti. Tanıştık ve “geçmiş olsun” dileklerimi ilettim. Bir süre sohbet ettik. Bana; “hiçbir gerekçe ve sebep olmadan tutuklandığını, amaçlarının tasfiye etmek istedikleri bazı görevlilere gözdağı vermek olduğunu, bu yüzden kendisini kurban seçtiklerini” anlattı. Canını sıkmamasını, devlete hizmetin bedelinin böyle olduğunu anlattım. Burada, beden akıl ve ruh sağlığına dikkat etmesi gerektiğini söyledim. Amaçlarının, devletine üstün hizmet etmiş tüm Türk evlatlarını yok etmek olduğunu, kendisine iyi bakması gerektiğini söyledim. Gülümseyerek “aslan gibiyim evelallah bunlara pabuç bırakacak değilim” dedi. Ülke ve devlete hiçbir küskünlüğünün olmadığını söyledi. “Hoşça kal ağabey” dedim, sarılıp ayrıldık.

Rahmetliyi ilk ve son görüşüm bu oldu. Bir dahaki sefere cezaevi dışında, Selimiye Camii’nin musalla taşında görmeye gittim. Çok üzüldüm, kahroldum. Bir vatan evladı hiç hak etmediği bir biçimde bayrağa sarılmıştı yine. 2 aylığına bıraktığı sigaraya malum basının alçakça, terbiyesizce saldırıları karşısında başlamasaydı belki kalbi krize yenik düşmeyecekti.

Bin tane senaryo yazmaya gerek yok. O cezaevinde 16 ay yatmış ve daha önce kalp krizi geçirmiş biri olarak Kozinoğlu’nun ölümünde sorumlu aramaya çalışmak aptallıktır diyebilirim. O koşullarda kim olursa olsun ölür. İlk tıbbi müdahalenin en erken 45 dakikada yapılabildiği her yerde kalp krizi ölümü getirir. Olay bu kadar nettir. Silivri Cezaevlerinde gardiyanların kapıyı açmaları bile en erken 25-20 dakika almaktadır.

Yine bir sürü spekülatif haber yaptılar. Niye cenazeye gitmişmişiz, Kozinoğlu bize her şeyi anlatmışmış vs.vs. Rahmetliyi bir kez gördüm ve cenazesine gittim. Devlete hizmet etmiş her vatan evladının sonuna kadar yanındayım ve olacağım. Sağken yanına gideceğim ölürse cenazesine. Atatürk’ü hayatımda hiç görmedim ama her gün yad ederim. Neden? Devlete ve millete hizmet etmiş bir Türk evladı olduğundan.

ALLAH RAHMET EYLESİN KAŞİF AĞABEY

Posted in Genel by Admin. 3 Comments 14092 Okunma

SÜREKLİ ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞLER


 

Kanlı Çukurca baskını ve hemen sonrasında yaşadığımız Van depreminin bende yarattığı tahribatın dayanılmaz, yıkım derecesine vardığını fark ettim. Hiçbir şeyden keyif almıyorum uzun zamandır. Üzülme, kızma, isyan, haksızlığa uğrama, kalp kırıklığı, şiddetli manevi travma, ağır mağduriyet hissi, intikam duygusu, gülememe sorunu, herşeyin, herkesin üstüme üstüme gelmesi vs. sorunlar yaşıyorum. Sebebini biliyorum, ama onu kendime bile anlatamıyorum. Başta kendi kafam ve yüreğimden olmak üzere her yönden baskı altında hissediyorum kendimi. Artık derdimi anlatmamın ve paylaşmanın zamanı geldi sanırım, dedim ve başladım araştırmaya;

Tüm sözlüklere baktım, netin her tarafını araştırdım, bilgelere sordum, yanıt alamadım. Sorum şuydu; “Ben kimim?”, “Benim gibi olanlara sözlükte ne ad veriliyor?” Ne kadar basit bir soru değil mi? Yanıtı olmayan bir soru bu. En azından hala bulunamayan. Nasıl mı?

Benim annem Arnavutluk’un başkenti olan Tiran’dan gelme bir Arnavut ailenin kızı. Babam (rahmetli amcama göre) Buhara’dan uzun yıllar önce Elazığ-Baskil Koçyolu (Atikan) köyüne göç etmiş bir ailenin oğlu. Anamgiller Arnavutça konuşuyor, babamgillerin büyük çoğunluğu Kürtçe. Hatta rahmetli Sultan halam hiç Türkçe bilmezdi, köyünden hiç İlçeye bile gitmeden vefat etmişti.

Çocukluğum babamın astsubay olması nedeni ile doğuda geçti.1-2-3. sınıfları Maraş’ta 4. sınıfı Malatya’da, 5. Sınıfı rahmetli Arnavut dedemin yanında İstanbul’da okudum.

SÜREKLİ ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞLER

Posted in Genel by Admin. 6 Comments 26587 Okunma

PKK İLE MÜCADELENİN KÜRESEL BOYUTU

 

NOT: Bu yazı 2007 yılında kaleme alınıp yayımlanmıştır.

PKK ile mücadeleye küresel açıdan bakmak gerektiğini önceki yazımda belirtmiştim. Önce, ABD-PKK ilişkilerinin ardındaki gerçekliğe bakmakta yarar vardır;

ABD’nin BOP Projesi (ki eş başkanı malum kişidir) kapsamında; Irak’ın Kuzeyi, İran’ın Güneybatısı, Suriye’nin Kuzeydoğusu, ülkemizin Doğu ve Güneydoğusunu kapsayan alanda bir kürt devleti kurulacaktır. Tamamen İsrail kontrolünde olacak bu devletin yönetim merkezi Diyarbakır olarak planlanmaktadır. Yöneticiler ise Barzani-Talabani aşiretleridir. Bu devletin, “Fırat Irmağından Akdeniz’e kadar olan bölümü- ki bu alan GAP’ı da içine almaktadır- Tevrat’ın Tesniye bölümünde yer alan, Vaat Edilmiş Topraklardır”.

ABD, bu amaç için Doğu Anadolu bölgemizden pay isteyen Ermenileri teşvik ederek PKK’nın Ermeniler kontrolünde kurulmasını sağlamıştır. Bir kürt devleti kurulduğunda, Doğu Anadolu bölgemizin kuzeyi ile Doğu Karadeniz bölgesi Ermenilere verilecektir. Bu nedenle ASALA, PKK’ya dönüştürülmüş, Türk Devletini yıpratacak, Türk Halkını bezdirecek olan, terör örgütünün eleman ihtiyacı da bizzat Müslüman Türk halkının evlatlarından karşılanmıştır.

PKK’nın Marksist ideolojiyi benimsemesinin nedeni, kurulduğu tarihlerde Ermenistan’ın Sovyet Rusya’nın egemenliğinde olması, Apo’nun uzun süre barındığı ve PKK kamplarının kurulduğu Suriye’nin de Rusya desteğinde bulunmasıdır. Bence diğer bir nedeni de Marksist yapıdaki bu örgütün, bölgede hiçbir zaman başarı şansının bulunmamasıdır. Çünkü, bölge Şafi ağırlıklı olması nedeni ile dindar bir yapıya sahip nüfusu barındırmaktadır. Aşiret yapılarında din birinci derece önemli rol oynamaktadır. İşte bu yüzden DTP(BDP Oldu)’lilerin de itiraf ettiği üzere PKK bölgede % 5 in üzerinde bir desteğe çıkamamakta, AKP % 60-70 ler civarında oy almaktadır.

Başarı şansı bulunmayan Rusya yanlısı örgütü ABD planlamış ve Çekiç Güç döneminde açıkça beslemiştir. Amaç; önce, bir “Kürt” alt kimliği oluşturmak ve “Kürt Ulusu” inşa etmektir. Sonra, oluşturulan bu ulusun devletini, kontrollerindeki “Ilımlı İslam” aşiretlerine kurdurmaktır. Bu yüzden PKK’nın rolü bu alt kimliği oluşturacak eylemleri gerçekleştirmektir. Bu amaçla, önce o bölgedeki insanlarımız katledilmiş, böylece bölge halkı sindirilmiş ve korkutulmuş, sonra, Türk Devletinin bölgedeki otoritesini zaafa uğratıp, bir “kürt milliyetçiliği” kavramı oluşturmak için uzun yıllar güvenlik güçlerimize yönelik saldırılar yapılmıştır. Böylece,bölgenin kürt halkına (ulusuna) ait , Türk askerinin ise  işgalci olduğunun” etkili propagandası yapılmıştır.

PKK İLE MÜCADELENİN KÜRESEL BOYUTU

Posted in Genel by Admin. 3 Comments 20464 Okunma

KUTSAL HIRSIZLAR

İnsanlık var olduğundan bugüne kadar temel bir sorun ve bu soruna endeksli kavga var yeryüzünde. Belki Adem’in yasak meyveyi yemesi ya da çalmasıyla başlayan ve tevbesiyle devam eden bir sorun; “hırsızlık”.

Konu hırsızlık olunca ister istemez iki taraf çıkıyor ortaya; “çalanlar”, “Malı çalınanlar”. Kavga da başlıyor böylece. Bir tarafta çalan ve çaldıklarıyla elde ettikleri güce dayanarak malı çalınanları ezenler. Diğer tarafta çalanlara karşı mallarını ve onurlarını korumak için gasp edilmiş haklarını arayanların mücadelesi.

Çok çeşidi bulunan bu hırsız takımından bazıları kamu malından çalarak elde ettikleri gücü Tanrının gücüyle birleştirdiklerinde kendileriyle asla baş edilemeyecek bir kudrete ulaşırlar. Yani Kutsal hırsız statüsüne geçerler. Tabii ki Tanrı hırsızlarla birlikte değildir. Ama kutsal hırsızlar Tanrı’nın kendileriyle birlikte olduğuna inanmışlardır. Hepsi Firavun’un soyundandır. Ne yapsalar Tanrı adına yaptıklarını sanırlar.

Kutsal hırsızlar İslamiyetteki ilk güç denemelerini Hz. Peygembere karşı yapınca ilk ve son mağlubiyetlerini alarak hırsızlıklarına kutsiyet kazandıramadılar.

Hz Aişe’den rivayetle bu mağlubiyetleri şöyle olmuştur; “Kureyş’in Mahzum soyundan olup da hırsızlık yapmış bulunan bir kadının durumu Kureyş’e hayli endişe vermişti. Aralarında konuştuktan sonra Rasûlullah’ın dostu Usame’den başkasının cesaret edip de ona bu meseleyi arz edemeyeceğine karar verdiler. Usame elçi olarak Hz. Peygamber’in yanına gönderildi. Usame bu hususta Peygamber ile konuşmaya başlayınca Rasûlullah şöyle buyurdu: – Allah’ın tayin ettiği cezalardan biri hususunda şefaat mi ediyorsun? Sonra bir hutbe irad ederek şöyle devam etti:

KUTSAL HIRSIZLAR

Posted in Genel by Admin. 1 Comment 8666 Okunma

TİYATRO SALONU

Yine bir duruşma günü gelmiş ve diğer günlerin aksine sabah erkenden kalkmıştık. Çayı demlemiştim koğuş kalkmadan. Herkes sıradan inmeye başlamıştı ikinci kattaki hücrelerden aşağıya. Önce Birol, Tuncay, Atilla Ağabey, en son Gürbüz Başkan, sırayla, koğuşumuza tahsis edilmiş iki resmi tuvalete girip, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tutuk Evi’nin içine ediyorduk büyük bir zevkle. Her defasında zulümlerinin içine etmenin keyfini yaşıyorduk. Elimize geçirebildiğimiz en iyi hınç alma biçimiydi bu.

Sıradan tıraşa başlıyorduk sonra. Aslında bizimkisi sakal kesmek değildi. Yüzümüzdeki solukluğu, suratsızlığımızı tıraş ediyorduk. Gelen ziyaretçi ve izleyicilere iyi görünecektik ya…

Sanki tiyatro sahnesine çıkacaktık. Hayır, hayır sanki değil, büyüklerin mahkemecilik oyununda en ağır figüran rolü olan tutukluluğu oynayacaktık yine…

Bu öyle bir roldü ki biz, sadece tıkıldığımız delikte aylar, hatta senelerce bekleyecek, istenildiğimizde mahkeme salonundaki tutuklu sıralarında yerimizi alıp uslu uslu oturacak, onların belirlediği günde ve saatte, onların belirlediği süre içerisinde suçsuzluğumuzu kanıtlamaya çalışacak, kanıtlayamazsak o deliğe yeniden dönecek ve oyunun yeniden sahne almasını bekleyecektik. Arada onların canı oynamaktan sıkıldığında bazılarımızı oyundan atacaklardı. Herkes oyundan atılıp tahliye olma derdindeydi ama nafile. Kimse nasıl atılacağını bilmiyordu.

TİYATRO SALONU

Posted in Silivri Anıları by Admin. Yorumlar Kapalı 16260 Okunma

EVLAT YAŞIYOR MUSUN?

25 Haziran 2008′de hurdaya ayrılan biz değil onlar oldu!

Kırık kaburga kemiklerinde büyük bir sancıyla uyanmış, acıdan sulanan gözlerini açtığında kendisine doğrultulmuş güçlü bir ışıkla karşılaşınca yine kapatmıştı yorgunluktan ağırlaşmış kirpiklerini. “Neredeyim ben?” diye sordu kendi kendine. Endişeliydi. Hafızasını toplamaya çalışıyordu…

25 Haziran 2008 günü öğle vakti randevulaştığı biriyle görüşmeye gidecekti. Evden çıkarken 17 yaşındaki oğlu “baba beni de okula bırakır mısın, not yükseltme sınavına gireceğim?” diye sordu. “Gel evlat, elbette bırakırım.” Esenkent’te oturan dayısını almak için evine gittiler beraberce. Dayısı, yaklaşık bir yıldır aldığı tehditlere ve mahkeme kararına rağmen koruma verilmemesinden endişe ettiği için yanından bir an olsun ayrılmıyordu.

Arabanın ön sağ kapısını açıp dayıya yer vermek için fırladı delikanlı. Dayı her zamankinin aksine; “otur yeğenim, bugün de arkada ben gideyim” diyerek arka koltuğa oturmuştu. (Bu davranışın ikisinin de hayatını kurtaracağını nereden bilebilirdi ki?)

EVLAT YAŞIYOR MUSUN?

Posted in Genel by Admin. 6 Comments 12801 Okunma

GÜCE TAPANLAR

Dünyada her zaman geçerliğini koruyan, tüm dinlerden daha fazla taraftara sahip bir din var ; “GÜCE TAPANLAR DİNİ”.

Bu din, hem var hem yok. Varken hem görünür hem görünmez. Yokken bütün haşmetiyle görünür.

Bu dinin mensuplarına dinlerini sorduğunuzda; Hıristiyan, Müslüman, Ateist, Budist, Şamanist vs. olduklarını söylerler. Gerçekten de doğaçlama ama sanal bir dinleri vardır. Gerçek dinleri ise söylediklerinden çok farklıdır. Dinleri ile ilgili temel kavramları sorarsanız mutlaka bir yanıt alırsınız, hatta çok dindar da görünebilirler. Kimi Kiliseden, kimi Sinagogdan, kimi Tapınağından, kimi de Camiden çıkmaz. Ama hepsinin gerçek dini inandıkları değil, uyguladıklarıyla anlaşılır. Mensubiyetleriyle övündükleri dinleri, onlar için yanlış yaptıklarında avunmak için uğradıkları veya gayrimeşru her türlü faaliyetlerini meşrulaştırmak için sığındıkları bir limandır. Bazen kendi yalanlarına inanmaları, bazen çıkar imparatorluklarını kurmak için acımasızca, saygısızca, ahlaksızca, bağnazca kullandıkları ulvi (!) bir kavramdır dinleri.

Öyle olmasaydı dünya hakimiyeti, ganimet, özetle güç elde etmek için yüz binlerce insanı evlerinden, sevdiklerinden alıp Haçlı Seferi adı altında nasıl gönderebilirdiniz ölüme? Öyle ya birileri göz kırpmadan ölecek, birileri ölenlerin elde ettiği nimetleri yiyecek. Sonra ölenlerin çocukları, onları ölüme gönderenlerin, onlar sayesinde elde ettikleri gücün önünde diz çökecek. Hemen her inanışta aynı manzara.

Irak’a, Libya’ya petrol gücünü elde etmek için giren güç sahipleri,  Müslümanlarla savaşıp ölünce cennete gireceğinden emin Hıristiyan askerleri, Hıristiyan askerlerinin vatanlarına sağ salim dönmeleri için Tanrıya duacı olan Müslüman Hocalar, bunlara karşı koyup ülkelerini savunmak için şehit olmaları garanti edilen gönüllü Müslüman askerleri ya da güce boyun eğip Hıristiyanlara biat eden Müslümanlar.

GÜCE TAPANLAR

Posted in Genel by Admin. 2 Comments 8273 Okunma

KAVRAM SİYASETİ ÜZERİNE

Anlamsal bellekte kavram

“2011 seçimleri öncesinde 2006 ‘da kaleme aldığım bu makalenin faydalı olacağı düşüncesindeyim. Selam ve saygılarımla.”

Türkiye’de siyasete şöyle bir baktığımızda, karşımıza dünyadaki en kolay siyaset türü ve adamları çıkıyor: kavram siyaseti.

Halkın, doğası gereği sahip olduğu kavramlardan birisini bul, sahiplen, yat aşağıya. Seçimde, iktidarda, muhalefette sıkı sıkıya sarıl bir kavrama, gerisini koyuver gitsin. Bu tip ucuz bir siyaset anlayışı demokratik ülkeler arasında bir tek bizde var. Böyle olunca, siyaset yapmak kolay, hesap vermek kolay, yolsuzluk, hırsızlık kolay, iktidara gelmek, bir o kadar kolay.

Şöyle bir kavramlara ve bunlara yapışan büyük (!) siyasetçilerimizin görüşlerine bir bakalım; müslümanlık kavramı bir partinin tekelinde, ulusalcılık bir diğerinde, milliyetçilik ötekisinde, kürtçülük berikinde. Kitleler hazır. Müslümansan oyun AK olacak, milliyetçiysen hilalleri üçleyeceksin, ulusalcıysan altı tane oku sadağında hazır bulunduracaksın, kürtçüysen elin mahkûm, teröristlere ‘Başkan!’ diye bağıracaksın.
Olay böyle olunca, gel iktidara, istediğin gibi hareket et, çal, çırp, soy git. Memlekete bir tek çivi çakma, seçim vaatlerinin tam tersini yap, parti programını inkâr et, önemli değil. Bu kavramlardan birisini sahiplenmişsen, o kavramın peşine takılmış kitlelere göre tertemizsin, AK Pak bir haldesin. Bu durumda hesap sormak da olanaklı değil. “Adam hırsız ama hiç olmazsa müslüman, milliyetçi vs. zaten herkes hırsız, bari hiç olmazsa bu bizden!”

KAVRAM SİYASETİ ÜZERİNE

Posted in Genel by Admin. Yorumlar Kapalı 13293 Okunma

BİR GÜN SIRA SANA DA GELECEK

 

Sıra sana geldi belki de.

 

BİR GÜN SIRA SANA DA GELECEK

Posted in Genel by Admin. 6 Comments 11142 Okunma

ŞU METRİSİN ÖNÜ

 

Şu Metris'in Önü Bir Uzun Alan

2008 yılının Eylül’ün 26’sını 27’sine bağlayan gece Özel Yetkili Savcılığın çok özel savcısınca sorgulanıp tutuklanma talebi ile yine çok özel yargıca sevkedildiğimizde adliyeye yeni getirilenTuncay’la sarıldık. Geç getirmişlerdi O’nu. “Cumhuriyet mitinglerine katılanları tek tek sordular heralde Tuncay” dedim. Gülümsedi.. Sakalları çıkmış, vücudu bitkindi.

Az ileride Aydınlıkçı Emcet Abi duruyordu. Elinden düşürmediği sigarasını çekip “Vakıa, tutuklanacağız heralde ve zaten aksini yaparlarsa büyük ayıp ederler” diyordu.

Adliye nezarethanesinin içindeki tahta banka uzanmış dinlenmeye çalışan Gürbüz Başkan “Nöbetçi sanığız ulan,benim ne  işim var burada” diye söyleniyordu zaman zaman.

Emekli Askeri savcı Tanju abi “Benim burada ne işim var?” diye durmadan sorup başına geleni anlamaya çalışıyordu.

ŞU METRİSİN ÖNÜ

Posted in Silivri Anıları by Admin. 3 Comments 12036 Okunma

ÇEK BİR TERÖR ÖRGÜTÜÜÜ SİLAHLI OLSUN

 

NOT; Bu yazıyı tutuklandıktan 15 ay sonra kaleme almıştım. Tutuklu arkadaşların son durumlarını belirtirek yayınlıyorum. Hala tutuklu olanlara sabır ve bir an önce özgürlük diliyorum.

08-02-2001

6 ay tutuklu olarak bekleyip de karşımda nefesi kuvvetli hocaların denetiminden geçmiş bir üfürükname gördükçe başıma geleceklerin farkına varmıştım.

Doğrusu bu kadarına da pes dedirtecek kadar çok gizli bir terör örgütüne üye olduğumu nasıl fark edememiştim ona yandım uzun uzuuuun.

Mahpusta düşünecek vakit çok. Öyle ki tüm yaşamanızı 8-10 defa gözden geçiriyorsunuz. Üstüne de hayallerinizi koyup ölçüyorsunuz, tutarı en fazla 1 hafta. İnsan beyninin düşünme yetisinin hızını ölçmek olanaklı mı bilmiyorum, ama ışık hızını solluyorsunuz hapiste.

Sonra  geri dönüp hücrenin demir parmaklarının soğuk gerçekliğini yeniden keşfediyorsunuz  ve Nazım’ın “Mahpusta en zalim gardiyan zamandır.” sözünün doğruluğunu bir kez daha onaylayıp Sabahattin Ali’nin ünlü Aldırma Gönül’ün bir mısrasını uygulamaya koyuluyorsunuz “Mahpus yata yata biter aldırma gönül aldırma.”

ÇEK BİR TERÖR ÖRGÜTÜÜÜ SİLAHLI OLSUN

Posted in Silivri Anıları by Admin. Yorumlar Kapalı 7774 Okunma

BAZILARI CELLATLARINDAN UZUN YAŞAR

Ömer Muhtar'ın cellatlarını kimse bilmiyor.

13 Mart 2003 tarihinde kurucu müdürü olduğum ve 5 yıl süreyle tavizsiz yönettiğim İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nden alınıp Fotofilm Şube Müdürlüğü’ne atandım. O gün aşağıdaki konuşma metnini kaleme aldım ve şube  personelini toplayarak bu veda metnini okudum. Basına da yansıyan bu metin yüzünden hemen müfettiş tayin edildi. “Amir ve üstlerini eleştirmek” ten 12 ay kıdem durudurma cezası aldım. Bu ceza, 6 kez meslekten çıkarma, bir kınama, bir 24 ay uzun süreli durdurma ve sayısız dava ile taciz soruşturmalarının da başlangıcıydı. Bu metin üzerine verilen cezayı İdare Mahkemesi iptal etti. Devam eden biri hariç  tüm davaları kazandım.

Metni yorumsuz tekrar yayınlıyorum. Aradan geçen 8 yılda bu yazıdaki pek çok hususun doğru olup olmadığı daha net anlaşılmıştır sanırım.

Heyy demokrasi! Hey sen ne menem bir rejimmişsin, demek geliyor içimden. Yazı şöyle;

DEĞERLİ ARKADAŞLARIM,

BAZILARI CELLATLARINDAN UZUN YAŞAR

Posted in Genel by Admin. Yorumlar Kapalı 23331 Okunma

GÜN SAÇLARLA AĞARIR MAHPUSTA

Nazım'dı bizi en iyi anlayan damda

Güneşi Sandalyeyle Arayanlar ve Gece Erken Çöker Mahpushaneye isimli makalelerle Silivri Zindanında bir günü akşama erdirmiştik. Damda akşam değil de gece başlıyor doğrudan. Havalandırma kapıları kapandığı anda geceye geçiyor vakit. Hele tek kişilik hücredeysen amannn amannn.

Zamanın anlamı bambaşka mahpusta. Saatler, günler, aylar ve hatta yılların takvimi başka boyutta. Beklentiler, yaşananlar, istekler hatta hatta derin nefes almak bile tamamıyla değişir demir parmaklıklar ardında.

Hafta sonu gelmesin, diye yalvarırsın içinden. Hafta sonu ziyaretçi de yoktur avukat görüşü de. Traş bile olamazsın anasını satayım. Koğuştan dışarı adım atamaz, gardiyanların o buz gibi suratlarından başka insan sureti göremezsin. Ne mektubun gelir ne de en küçük bir haber sevdiklerinden, dünyadan. Hafta sonu mahpusluk içinde mahpusluktur.

Bayramlar kahır günleridir. Lanet edersin  bayramı zehredenlere. Açık görüş var, derler; ya bayramdan önceye ya da sonraya denk getirirler. Bir türlü bayram günlerinden birisini isabet ettiremezler. Muhalif suçlularsınız ya. Siyasi suçlusunuz siyasi. Bazen aramızda şamata olsun diye değinmeden geçemezdik; “acaba çok demokratik batılı ülkeler bizi siyasi suçlu sayıp sığınma hakkı verirler mi sığınsak.” Cevabımız her zaman ittifakla aynı; “tabii ki hayır”. “Biz bir tek kendi ülkemizin teröristiyiz, ulusal teröristiz, ulusal!” Gülerdik uzuuun uzun. “Onlara sığınan bizi buraya atanlar gibi olsun.”

GÜN SAÇLARLA AĞARIR MAHPUSTA

Posted in Silivri Anıları by Admin. Yorumlar Kapalı 13508 Okunma

GECE ERKEN ÇÖKER MAHPUSHANEYE

Saat 14’ü vurduğunda spor vakti geliyordu yavaş yavaş. Birol çok erken başlıyordu gerçi. Sonra Tuncay, ben ve Atilla ağabey beton avluya çıkıyorduk. Peşpeşe sıralanıp aynı tempoyla dönüyorduk  küçücük avluda. En derin muhabbetleri de burada dönerken yapıyorduk. Kimi zaman ülkenin gündemini, kimi zaman kişisel problemlerimizi konuşuyorduk. Bazan da birbirimize takılıyorduk. Dolap beygirleri görseler  kıskanırlardı herhalde halimizi.

Mahpusta zamanın zulmuyle inatlaşırcasına yürüyorduk. Bir adım, bir adım daha…..uçup gidiyorduk demir parmaklıkların ardına. Mahpusta geçmeyen  zamanı yenmenin en güzel yolu, başka yerde hissedebilmeyi becerebilmekti belki de…

Yazın en sıcak günlerinde bile yağmur gibi şakır şakır tepemize inen rutubetten eklemlerimizi ve kemiklerimizi korumanın yegane yolu da spor yapmaktı. Yapıyorduk. Bir adım, bir adım daha….tahliye oluyorduk hayallerde.

Yürüyüş bitince biraz çalışıyorduk su şişelerinden yaptığımız ağırlıklarla. Bir daha, bir daha…üzerimize üzerimize gelen hayatın tüm yüklerini kaldırıyorduk sanki. Günler  ilerledikçe ağırlıklar da artıyordu …..

GECE ERKEN ÇÖKER MAHPUSHANEYE

Posted in Silivri Anıları by Admin. Yorumlar Kapalı 13705 Okunma

GÜNEŞİ SANDELYEYLE ARAYANLAR

Sevgili arkadaşım Mustafa Balbay’ın “Zulümhane” olarak nitelediği Silivri Cezaevinde yaşadığımız ortalama bir günü anlatınca Mustafa’ya neden hak verilmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılacaktır.

Birkaç makale alacak yazılarda sizlere, 2008 ,09 ,10 ve 11’in Türkiye’siyle M.Ö. herhangi bir ülke cezaevinde yaşananların arasında çokta bir fark olmadığınıı anlatmaya çalışacağım. Bunu yaparken özel bir gayret sarf etmeyip yalnızca Silivri F-12 Koğuşundan bir  günün öyküsünü nakletmekle yetineceğim.

Avlunun kapısı büyük bir gürültüyle açıldı yine. Fırladık yataklarımızdan. Koğuşu öylesine yankı dolu yapmışlar ki herhangi bir yerde “tık” sesi olsa yukarı katta yattığımız koğuşumuzda havaya fırlıyoruz.

Sabah gün ışıdığını anlıyoruz böylece.  Ama, kapının sesi rahatsız etmiyor bizi. Belki de bizi dünyaya bağlayan, bir avuç da olsa gökyüzünü seyretmemize, spor yapmamıza, temiz hava almamıza olanak sağlayan, 10 metre uzunluğunda duvarlarla çevrili 6’ya 9 ebadındaki beton avluya çıkmamız için açılan bu kapıya minnettarlığımızdan rahatsız olmuyoruzdur. Kim bilir?

GÜNEŞİ SANDELYEYLE ARAYANLAR

Posted in Silivri Anıları by Admin. 1 Comment 5047 Okunma

MUHTEREM MUHİTTİN

2009 sonbaharında, öğleye doğru uyandığımızda havalandırma avlusunda bir ziyaretçimiz olduğunu gördük. Hepimiz altın bulmuş gibi sevinmiştik. Öyle ya bir yılı aşkın süredir tutuklu kaldığımız kör koğuşta sayıma gelen gardiyanlardan başka kimseyi görmemiştik.

Değişik bir sima görmeye, değişik sese, gürültüye ,yeşil bir ota, bir tutam toprağa,  güneşe, aya, yıldızlara, kelebeklere, hayvanların her türüne ve tabii denize, bir parça da olsa kebap yemeye , içkiye, kadına, tatlıya, sahanda yumurtaya, çimlerde yuvarlanmaya, araba kullanmaya, yüzmeye….vs vs vs  hasret kalınabileceğini belki düşünebiliyor insan ama asla kendine konduramıyor. Gün geliyor….. oluyor.

Misafirimiz, tellerle çevrili beton avlunun 9 metre yüksekliğindeki duvarından geçen tahliye borularının üzerine yuva yapmış serçelerin minik yavrusuydu.  Ayakta zor duruyordu. Üşümüş ve açtı. Bizi karşısında görünce titremeye başladı. Birkaç adım atıp olduğu yere yığıldı. Annesi  o minik vücuduyla bize doğru birkaç pike yaptı. Sanki “sakın yavruma dokunmayın” der gibi haykırıyordu.  “Serçe bile yavrusuna kocaman dört adama rağmen sahip çıkıyor, koca devlet bize sahip çıkamıyor” diye hayıflandık, ama nafile. “Onca yıl hizmet ettiğimiz Devlet serçe kadar olamadı” diye seslendim Atilla ağabeye. Gülüştük.

Hemen toparlanıp işe koyulduk. Öyle ya misafir darada hafif pahada çook ama çook ağırdı. Hem misafir hem de bize kafa tutan annesinin emanetiydi. Biz de emanete hıyanet hiç olmamıştı, olmamalıydı da.

MUHTEREM MUHİTTİN

Posted in Silivri Anıları by Admin. Yorumlar Kapalı 5779 Okunma

YUMURTANIN ÖYKÜSÜ

Yumurta yemek için 16 ay bekledim

Bu gün yumurtanın öyküsünü anlatacağım sizlere. Hani tavukların zaman zaman KUZU görünümlü kurtlara atılsın diye  yumurtladıkları,  genellikle sarı ve beyaz renkli olan, herkesin evinde, buzdolabında, kilerinde fazlasıyla bulunan yumurtanın öyküsünü.

KUZULARA (!)  atılınca malum örgüt  attırıyor diye teşhisi koyuvermişlerdi hemen. Vaay be! Ne günlere kaldık, yumurta attıran teröristler bile var bu dünyada. Allah muhafaza etsin iktidarımızı…

Metris Cezaevine gireli on gün olmuştu. Akşamdan veriliyordu ertesi sabahın kahvaltısı. Bayat çeyrek ekmeğin yanında bazen çökelek gibi bir parça beyaz peynir, bazen de zeytin olduğunu söyledikleri siyah boyalı misketler atılıyordu demir kapının yarı boyuna yerleştirilmiş 15’e 25 ebadındaki kapaklı deliğinden. Bir gün “arkadaşlar, canım yumurta çekti” dedim. Gürbüz Başkan, Tuncay, Emcet ağabey, Dr. Hüseyin ve Tanju ağabey de aynı durumdalarmış meğer. İşte o anda başladı yumurtanın öyküsü….

Metris’te bir sabah Gürbüz Başkan tek kişilik hücresinden bağırdı, “Havalandırmaya çıkalım,   size sürprizim var”. Ses 8-10 metrelik avlu duvarlarına çarpıp, o avluya penceresi bulunan diğer üç hücrenin demir parmaklıklarına giydirilmiş tel örgüden içeri giriyordu.

YUMURTANIN ÖYKÜSÜ

Posted in Silivri Anıları by Admin. Yorumlar Kapalı 18999 Okunma

HİÇBİR ŞEYLERİNİ ALDILAR

Evvelki gün avukatım ve ağabeyim Celal Ülgen’in avukatlık ofisine gittim. Aynı gün Erbakan’ın cenaze töreni vardı. Aramızda konuşurken; “Allah rahmet eylesin” deyivermiştik ki Celal ağabey, Tuncay ve Balbay’ı koğuşumuzdan (4No’lu Cezaevi F-12’den) gece vakti alıp daha yapımı bitmemiş, doğru düzgün yolu bile olmayan 1 No’lu Cezaevine naklettiklerini söyledi. Bunu yapanlar sanki dünyaya kazık çakacaklar, diye geçirdim içimden.

16 ay Silivri zindanında kalmış biri olarak onların ne yaşadıklarını hissetmemem mümkün değildi. Üzerime bir ağırlık çöktü. Boğazım düğümlendi. Hüzünlendim, içim acıdı, çok üzüldüm. Hele ikisini ayırıp tek kişilik hücrelere koyduklarını duyduğumda nefes alamadığımı hissettim. Metris’te geçirdiğimiz 17 hücre gününü hatırladım. Zor günlerdi…

Kasvetli, insanın ruhunu karartan, gülmeyi unutturan, düşüne düşüne düşünecek konuların tükendiği, art arta yediğiniz darbelerle duygularınızın uyuştuğu uzun mahpus günleri ve gecelerinde tek yoldaşınız var, onu da yanınızdan alıyorlar. Pes doğrusu, kine bak.

Silivri yargılamaları gibi davalara tarihte çok rastlanmıştır. Bloğumun başına Sokrates’i o yüzden yazdım. Mustafa ve Tuncay 2011’de yaşıyorlar Sokrates’i.

HİÇBİR ŞEYLERİNİ ALDILAR

Posted in Silivri Anıları by Admin. 2 Comments 14057 Okunma